Unutkanlığa Ne İyi Gelir? Unutkanlığa İyi Gelen Besinler

Unutkanlığa ne iyi gelir? 


Beslenmenin hafızanın korunmasında önemli rolü bulunmaktadır. Unutkanlığın en önemli sebeplerinden biri nöronların düzgün çalışması için gerekli olan vitaminlerin beslenme yoluyla yeteri kadar alınmamasıdır. Unutkanlığın bir diğer nedeni ise gıdalar aracılığı ile ya da diğer kaynaklarla toksin maddelerin vücuda girerek beynin kontamine olmasıdır.  

Yaşlanma ile birlikte unutkanlık artmaktadır. Bunun sebebi yaşla birlikte nöronlarda kayıplar yaşanmasının yanı sıra hafızayı olumlu etkileyen ve sinir sitemi için gerekli olan vitaminlerin, minerallerin ve diğer besin bileşiklerinin emiliminin azalmasıdır.

Unutkanlığa ne iyi gelir sorusunun cevapları bilimsel verilerle ortaya çıkarılmıştır. Aşağıdaki besinler ve besin ögelerinin unutkanlığa iyi geldiği bilinmektedir.

Unutkanlığa iyi gelen besinler


B vitaminlerinden zengin besinler:


B grubu vitaminler mental sağlık açısından çok önemli görevler üstlenirler. Bu gruptaki vitaminlerden özellikle B1 vitamini (tiamin), B3 vitamini (niasin), B6 vitamini (pridoksin), B9 vitamini (folik asit), ve B12 vitamin (kobalamin) unutkanlığa karşı koruyucu etkiye sahiptir.




Kolin:


Unutkanlığa iyi gelen bir diğer vitamin ise kolindir. Kolin de B grubu vitaminlerden biri olarak kabul edilmektedir. Kolin beyin ve hafıza fonksiyonları için çok önemli bir nörotransmitter olan asetilkolin üretimini sağlar. Asetiklolin beynin hafıza ve öğrenme kısımlarını güçlendirir. Unutkanlıkla ilişkili olan ve yaşlanma ile ortaya çıkan Alzheimer ve demansın (bunama) önlenmesinde ve tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir. Yumurta sarısı ve organ etleri en iyi kolin kaynaklarıdır.

Omega 3 içeren besinler:


Omega 3 yağ asitlerinin ana ve kılcal damarların korunması ve sağlıklı işleyişinde önemli rolleri bulunmaktadır. Uzmanlara göre  Alzheimer ve demansın önlenmesinde Omega 3 yağ asitlerinin etkisi bulunmaktadır. Omega 3 yağ asitlerinin dikkat dağınıklığına iyi geldiğine ilişkin bilimsel veriler de bulunmaktadır.  Haftada birkaç kez yağlı balıkları tüketin.  Bununla birlikte tahin, ceviz, keten tohumu, semizotu, buğday rüşeymi, badem, ceviz, salatalık ve marul gibi omega 3 yağ asitleri içeren besinlerden de yararlanabilirsiniz.

Fosfor:


Fosfor beyin hücrelerinin güçlendirilmesi ve unutkanlığın giderilmesinde etkilidir. Fosfor için en iyi kaynaklar kabak ve ay çekirdeği, badem, susam, keten tohumu, buğday ruşeymi, yumurta sarısı, bakla ve bamyadır.

Antioksidanlar:


Serbest radikaller hücre oksidasyonu ve dejenerasyonundan büyük ölçüde sorumludur. Bu durumdan hafıza da etkilenir ve unutkanlık gelişir. Antioksidanlardan zengin gıdalar ise unutkanlığa neden olan bu durumdan korunmanızı sağlar. Meyve ve sebzeler başta olmak üzere bitkisel kaynaklı besinler antioksidan bileşikler içerirler. Örneğin domates ve karpuzda likopen, soğan, sarımsak, elma, armut ve ıspanakta kuersetin, biber, kivi, çilek ve portakalda C vitamini, havuç ve bal kabağında karotenoidler gibi antioksidan bileşikler mevcuttur. 

Karpuz Çekirdeğinin Faydaları Nelerdir?

Karpuz çekirdeğinin faydaları


Yaz aylarının vazgeçilmez meyvelerinden karpuzun faydalarını düşündüğümüzde karpuzun çekirdeği akla gelmez ve bu çekirdekler genellikle çöpe atılır. Oysaki karpuzun çekirdekleri kurutulup, kavrularak kabak ve ay çekirdeği gibi tüketilebilir. Böylece karpuz çekirdekleri değerlenmiş ve faydalarından da vücudumuz yararlanmış olur. Karpuz çekirdeği protein, sağlık için faydalı yağlar, vitaminler ve minerallerden oldukça zengin bir besindir.

Protein


100 gram karpuz çekirdeğinde 30 gram protein bulunur ki bu karpuz çekirdeğini çok iyi bir protein kaynağı yapar. Günlük protein ihtiyacının %60’ı sadece 100 gram karpuz çekirdeği ile karşılanabilir. Karpuz çekirdeği iyi bir protein kaynağı olarak kaslar, cilt ve diğer bağ dokularının onarımı ve gelişiminde faydalıdır. Karpuz çekirdeğinde proteinlerin yapı taşı olan pek çok aminoasit bulunmakla birlikte özellikle arginin ve glutamik asit içermesi önemlidir ve beslenme yoluyla yeteri kadar alınmasının sağlığa faydaları bulunmaktadır. Argininin tansiyon düşürmeye, kalp hastalıklarından korunmaya ve cinsel sağlığı desteklemeye yardımcı olduğu bilinmektedir. Karpuz çekirdeğinde bulunan glutamik asit ise beynin sağlıklı çalışmasında etkilidir. Glutamik asit, kişilik bozukluklarının ve özellikle çocuklarda görülen davranış bozukluklarının tedavisine yardımcı olur.  

Karpuz çekirdeği çok iyi bir protein kaynağıdır.

Kalori ve yağ


100 gram karpuz çekirdeği yendiğinde yaklaşık 600 kalori alınır ki bu sebeple karpuz çekirdeği yüksek kalorili besinlerden biri olarak kabul edilir. Karpuz çekirdeğinin kalorisi içeriğindeki yağlardan kaynaklanır. Karpuz çekirdeğinin ağırlığının yaklaşık yarısı yağdır. Bu yağların %20’si doymuş, kalan %80’i ise sağlıklı yağlar kabul edilen tekli ve çoklu doymamış yağlardır. 100 gramında 50 gram yağ bulunduğu ve yüksek kalorisi sebebiyle sınırlı miktarlarda tüketilmelidir. Aksi halde kilo alımına neden olabilir.

Vitaminler ve mineraller


100 gram karpuz çekirdeği yendiğinde günlük magnezyum ihtiyacının %140’ı karşılanmış olur. Magnezyum vücudun enerji üretiminde rol alır, kemikleri, kalbi korur, tansiyonu dengeler ve stresi azaltır.  Karpuz çekirdeği magnezyum dışında, demir, çinko, manganez, fosfor ve bakır minerallerinden de oldukça zengin bir besindir.

Karpuz çekirdeği bakır içermesi sebebiyle cilt ve saç sağlığı için faydalıdır. Bakır minerali saç ve cilde rengini veren melanin pigmentin üretimini sağlar ve güneşin zararlı etkilerinden cildi korumaya yardımcı olur. Bakır aynı zamanda demirin vücutta taşınmasını sağlayarak hemoglobin yapım sürecine katkıda bulunur.

Karpuz çekirdeği B grubu vitaminlerden zengindir. B grubu vitaminler gıdaların vücutta enerjiye dönüştürülmesi başta olmak üzere pek çok vücut fonksiyonunun işleyişinde rol alır. Bu vitaminlerden özellikle niasin, tiamin ve folat açısından karpuz çekirdeği iyi bir kaynaktır. Niasin, sinir ve sindirim sistemlerinin sağlıklı çalışması için gereklidir.

Dereotunun Faydaları Nelerdir?

Dereotunun faydaları- Dereotunun yararları


Dereotu sağlık açısından pek çok faydalı besin ögesini içeriğinde barındırır. Dereotunun faydaları arasında uykusuzluk, ishal ve hıçkırığın giderilmesi ile adet ve solunum düzensizliklerinde rahatlama sağlaması ve kanserlere karşı koruyucu etkisinin olması sayılmaktadır. Bunların yanı sıra kemik erimesine ve ağız sağlığına iyi gelir ve bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olur. Anti inflamatuvar özelliği sayesinde artrite (eklem iltihabı) karşı koruma sağlar. Gaz sorunlarının giderilmesinde de dereotu yararlıdır.

Maydanozgiller ailesinin bir mensubu olan dereotu gerek mutfaklarda gerekse tıbbi amaçlı olarak yüzyıllardır kullanılmaktadır. Keskin tadı ve kokusu sebebiyle herkesin beğenisini kazanamasa da dereotunu lezzetli bulanlar ve sağlıklı beslenmek isteyenler için vazgeçilmez bir besindir.

Salatalara, mezelere, hamur işlerine, turşulara, çorbalara ve ana yemeklere aromasıyla renk katan dereotunun sağlık açısından faydaları içeriğindeki vitaminler, mineraller ve fitokimyasal bileşikler sayesindedir. Dereotu, monoternenler ve flavooidler adlı organik bileşiklerden, A ve C vitamininden, folat, demir, kalsiyum ve manganezden zengin bir ottur.

Dereotu A ve C vitamini için çok iyi bir kaynaktır.

Aşağıdaki listede dereotunda yoğun bulunan bazı besin değerlerinin 100 gram dereotu yendiğinde günlük ihtiyacı karşılama oranları bulunmaktadır.

Folat (vitamin B11) % 37.5,
B-6 vitamini (piridoksin) % 14
B-2 vi http://faydalar.blogspot.com/2015/06/yumurta-alerjisi-belirtileri-nedenleri.html tamini (riboflavin) % 23
C vitamini % 140
A vitamini %  257
Kalsiyum % 21,
Demir % 82
Manganez % 55
Potasyum %16

Dereotunun aşağıdaki hastalıklar açısından faydalı olduğu bilinmektedir.

Dereotu sindirimi kolaylaştırır


Dereotunda bulunan esansiyel yağlar mide özsuyu ve safra sıvılarının salınımını arttırarak sindirimi kolaylaştırır. Hazımsızlığı giderir, dışkının bağırsaktan geçişini rahatlatır ve kabızlığı önlemeye yardımcı olur. Dereotu aynı zamanda vücuttan gazın atılmasını sağlar. Böylece toplum içinde sıkıntılı anlar yaşamazsınız. İshal durumlarına karşı da dereotundan yararlanabilirsiniz. Sindirimi düzenleyici etkisinin yanı sıra antimikrobiyal özellik taşıyan dereotundaki esansiyel yağlar sayesinde mikrop kaynaklı ishalde de etkili olabilir.

Dereotu kemik sağlığını korur


Kalsiyum kemiklerin yapısında en çok bulunan mineraldir ve dereotu oldukça iyi bir kalsiyum kaynağıdır. Bu sayede kemiklerin yapımında, güçlendirilmesinde ve kemik erimesinin ve kırıklarının önlenmesinde etkilidir. Dereotu, içeriğindeki kalsiyum sayesinde diş sağlığınızı da korur.

Kanser riskini azaltır


Dereotunda bulunan monoterpenler, glutatyon s-transferaz enzimini arttırarak vücudu serbest radikallerin zararlı etkilerinden korur. Bunun yanı sıra antioksidan olan A ve C vitamini için çok iyi bir kaynaktır. Bu antioksidanların da kanser oluşumunu önlemede rolü bulunmaktadır.

Hıçkırığı giderir


Dereotu geleneksel tıpta hıçkırık tutmalarına karşı yüzyıllardır kullanılmaktadır. Hıçkırığa neden olan gazın dereotu sayesinde giderilmesiyle hıçkırığın oluşmasında önleyici rolü bulunmaktadır. Bunun için 1 fincana 1 yemek kaşığı taze dereotu ekleyip kaynatarak dereotu çayı hazırlayabilir ve bu çayı içebilirsiniz.

Kötü kolesterolü düşürmeye yardımcıdır


Dereotu çok düşük kalorilidir ve kolesterol içermez. Buna karşın içeriğindeki antioksidanlar, vitaminler ve lif kan kolesterol düzeyinin düşürülmesine yardımcı olur.

Cildi güzelleştirir


Dereotunun faydalarından bir diğeri ise cilt sağlığı ile ilgilidir. İçeriğindeki A ve C vitaminleri yaşlanma azaltıcı etkileri sayesinde cildinizin daha genç görünmesine, kırışıklıkları önlemeye ve cilt lekelerini gidermeye yardımcı olur.

Reflü ve ağız kokusuna karşı etkilidir


Dereotundaki bileşiklerin ağız kokularını gidermeye yardımcı olduğu bilinmektedir. Bunun için yapmanız gereken tek şey bir tutam dereotunu ağzınıza atıp yavaş yavaş çiğneyerek yemenizdir. Kötü ağız kokusu reflü sorunu yaşayanlarda sıklıkla oluşur. Dereotunun reflü azaltıcı etkisi de bulunmaktadır. Dereotu turşusu suyu içmenin reflü belirtilerini azalttığına ilişkin görüşler bulunmaktadır.

Uykusuzluğu giderir


Dereotunun bünyesinde bulunan yağların yatıştırıcı ve sakinleştirici etkileri bulunmaktadır.  Akşam yemeğinde dereotlu besinleri tercih etmeniz gece daha rahat uyumanıza yardımcı olabilir.

Eklem iltihabını azaltır


Dereotu, anti inflamatuvar özellikleri olan bir besindir. Bu sayede vücutta inflamasyonun azaltılmasına, eklem iltihabı, romatoid artrit ve gut gibi hastalıklarda görülen ağrıların hafifletilmesinde etkili olabilmektedir.

Adet düzensizliklerini gidermeye yardımcı olur


Dereotu yağında bulunan flavonoidlerin bazı hormonların salınımını tetikleyerek adetlerin düzenli hale gelmesine katkı sağladığı bilinmektedir. Menopoza bağlı şikâyetleri de sakinleştirici etkisiyle azaltır.

Yumurta Alerjisi Belirtileri, Nedenleri Nelerdir?

Yumurta alerjisi nedir?


Yumurta alerjisi, vücudun yumurta akında ya da beyazında bulunan proteinlere aşırı duyarlılığı nedeniyle verdiği tepkidir. Yumurta yendiğinde vücut, yumurtadaki proteini yabancı bir düşman gibi algılayarak onu yok etmek için histamin gibi kimyasallar salgılar. Bu kimyasalların aşırı salınımı sonucunda da alerjik reaksiyon belirtileri ortaya çıkar.  

Yumurta alerjisi kimlerde daha sık görülür?


Çocuklarda süt alerjisinden sonra en sık karşılaşılan besin alerjisidir. Her yaşta görülebilmekle birlikte bebekler ve çocuklarda daha sıktır. Özellikle aşağıdaki durumlarda yumurta alerjisi görülme olasılığı artmaktadır.

  • Egzema gibi cilt sorunları olan çocuklarda yumurta alerjisi daha kolaylıkla ortaya çıkabilir.
  • Anne ya da babanın herhangi bir gıdaya ya da mevsimsel değişikliklere alerjisi olması
  • Yumurta alerjisi çocukları genel olarak etkilemektedir. Ancak ergenlikle birlikte belirtiler genellikle ortadan kalkar.

Yumurta alerjisi belirtileri nelerdir?

Yumurta alerjisi çocuklarda sıklıkla görülür.
Yumurta alerjisinde belirtiler yumurta ya da yumurta içeren besinlerin tüketilmesinden dakikalar ya da saatler sonra kendini gösterebilir. Yumurta alerjisi belirtileri kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir ve bazı durumlarda çok ağır belirtiler ile karşılaşılmaktadır. Yumurta alerjisi olan çocukların çoğunda alerjik belirtiler ergenlikle birlikte kaybolmakta ve nadiren yetişkinlikte de devam edebilmektedir.

Yumurta alerjisinde aşağıdaki belirtiler görülebilir:

  • Cilt sorunları: Egzama, ürtiker ya da kurdeşen ve döküntü gibi cilt reaksiyonları en yaygın görülen belirtilerdir.
  • Solunum problemleri: Astım belirtilerine benzeyen göğüste sıkışma, hırıltı, hızlı kalp atışı ve nefes almada güçlük gibi belirtiler.
  • Sindirim sistemi problemleri: Karın ağrısı, ishal, mide bulantısı ve kusma gibi sindirim sistemi sorunları.
  • Alerjik rinit: Burun tıkanıklığı, burun akıntısı ve hapşırma gibi belirtiler.
  • Analfilaksi: Analfilaktik şok nedir görülen ama acil müdahaleyi gerektiren ciddi bir alerjik reaksiyondur. Analfilakside boğaz şişerek nefes almada ciddi bir zorluk oluşur. Nabız artışı, tansiyonda düşme ve bilinç kaybına varan bayılmalar görülebilir. Eğer çocuğunuzda yumurta alerjisi genel olarak ağır belirtiler ile seyrediyorsa bu durumda uygulanması için doktorunuz epinefirin(adrenalin) iğnesi reçete edebilir.

Yumurta alerjisi tedavisi


Yumurta alerjisinin kesin bir tedavisi henüz bulunmamıştır. Hafif belirtilerde antihistaminik grubu ilaçlarla vücutta fazla salınmış olan histamin kontrol altına alınabilir. Belirtilerin ağır seyrettiği durumlarda ise yukarıda da bahsedilen epinefirin iğnesi uygulanabilir. 

Yumurta alerjisi olanlar bunlara dikkat etsin


Yumurta ve yumurta proteini içeren ürünleri tüketmeyerek belirtilerin ortaya çıkması önlenebilir. Satın aldığınız her ürünün içerik etiketini dikkatlice okumalısınız. Eğer ambalajsız bir ürün satın alıyorsanız yumurta içerip içermediğini sorunuz. Dışarıda satılan pastane ürünlerinin hemen hepsinde yumurta bulunmaktadır. Mayonez ve makarnaların pek çoğu yumurta içermektedir. Salata sosları, kekler ve bisküvilerde de yumurta bulunabilir. Ürün etiketlerinde yumurta, yumurta akı, yumurta sarısı, yumurta tozu, mayonez gibi ifadeler geçiyorsa bu gıdalar tüketilmemelidir. Ürünlerin yapımında kullanılan yumurta proteinleri ürün içerik etiketlerinde şu şekillerde geçebilir ve bunları içeren gıdalardan da uzak durulmalıdır.
  • Vitellin, lizozim, livetin, lesitin, globülin, albümin
  • Latince yumurta anlamına gelen "ova" ya da "ovo," ile başlayan kelimeler

Bunların dışında bazı şampuanlar, kremler ve vücut losyonlarında da yumurta bulunabilir ve reaksiyona sebebiyet verebilir.

Kızamık, kabakulak ve kızamıkçık aşıları yumurta içerse de alerjik reaksiyona sebep olmazlar ve güvenli kabul edilirler. Grip aşılarında da yumurta proteinleri kullanılmaktadır. Bunlar da genel olarak güvenli bulunmakla birlikte yumurta alerjisi olanların grip aşısı olmadan önce doktora danışmaları önerilir.

Fenilalanin Nedir, Sağlığa Zararlı mıdır?

Fenilalanin nedir?


Fenilalanin, esansiyel olarak adlandırılan ve vücut tarafından üretilemediği için beslenme yoluyla alınması şart olan 9 aminoasitten biridir. Aminoasitler proteinlerin yapı taşlarıdır ve farklı şekillerde birleşerek ve proteinleri oluşturarak vücuttaki görevlerini yerine getirirler.

Fenilalanin, pek çok hayvansal ve bitkisel kaynaklı besinin bileşiğinde bulunur. Gıdalar yoluyla alınan fenilalanin, vücutta bir başka aminoasit olan tirozine dönüştürülür. Tirozin; L-dopa, epinefirin, norepinefirin gibi beyin kimyasallarının ve tiroit hormonlarının yapımında görevlidir. Fenilalanin sayesinde üretilen norepinefirin ruh durumu üzerinde etkili bir beyin kimyasalıdır ve depresyonun önlenmesinde etkilidir. Fenilalanin eksikliği belirtileri arasında kafa karışıklığı, depresyon, enerji düşüklüğü, dikkat dağınıklığı, hafıza sorunları ve iştah azalması bulunmaktadır.

Fenilalaninin vücutta kullanılmasını sağlayan bir enzimin bazı kişilerde kalıtsal olarak eksikliği görülür ve bu durum fenilketonüri adı verilen, oldukça ender görülen metabolik bir hastalığa sebep olur. Bu durumun yaşamın ilk 3 haftası içinde tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde beyin hasarına ve hatta zihinsel engelliliğe neden olabilir. Fenilketonüri hastalarının fenilalanin içermeyen besinler tüketmeleri ve dışarıdan tirozin takviyesi almaları gerekmektedir.
Fenilalanin kimyasal yapısı


Fenilalanin için en iyi kaynaklar arasında et, tavuk, balık, süt, yoğurt, yumurta, peynir, yağlı tohumlar ve çekirdekler( ceviz, badem, kabak çekirdeği vs.) bulunmaktadır. Özellikle kırmızı ve yeşil mercimek, kuru fasulye ile eski kaşar peyniri en çok fenilalanin içeren besinlerdir. Diyet gıdalar, içecekler ve ilaçlarda kullanılan yapay tatlandırıcılardan aspartamda da yarı yarıya fenilalanin bulunur. Örneğin bir ürün 2 mg aspartam içeriyorsa bunun 1 mg si fenilalanindir.

Aspartam ve dolayısıyla fenilalanin içeren light yiyecek ve içeceklerin fazla tüketilmesinin kaygı bozukluğuna, baş ağrısına ve yüksek tansiyona sebep olarak sağlığa zararlı olabileceği belirtilmektedir.

Salatalığın Faydaları Nelerdir?

Salatalığın Faydaları – Salatalığın yararları


Salatalık düşük kalorisi, yüksek su içeriği ve besin değerleri ile hem sağlıklı beslenmek hem de fazla kilolarından kurtulmak isteyenler için harika bir besindir.

Ulusal gıda komposizyon veri tabanına göre 100 gram yani 1 orta boy salatalıkta 95 gram su, 0.37 gram protein, 0.32 gram yağ, 2.75 gram karbonhidrat ve 0.52 gram diyet lifi bulunmaktadır. Bu miktarda salatalık tüketildiğinde yaklaşık olarak günlük K vitamini ihtiyacının %10 unu, C vitamini, lif, magnezyum, potasyum ve manganez ihtiyacının %4 ünü, A vitamini, tiamin, riboflavin, B6, folat, pantotenik asit, kalsiyum, demir, fosfor, bakır ve çinko gereksiniminin %2 sini karşılanmış olur.

Salatalığın faydalı olduğu sağlık durumları ve hastalıklar arasında şunlar bulunmaktadır:

Kalp hastalıkları ve kanserler:


Salatalık, insan sağlığı için son derece faydalı olan ve bitkisel kaynaklı besinlerden sağlanan fitokimyasallardan çok zengindir. Salatalıkta bulunan fitokimyasallar (linganlar ve triterpenler) antioksidan, anti inflamatuvar ve anti kanser etkilidir. Bilimsel çalışmalarda linganların kalp hastalıkları ve bazı kanser türleri için riski azalttığı belirlenmiştir.
Salatalığın içerinde bulunan potasyum, magnezyum ve lifin kan basıncını düzenlemede ve kalp fonksiyonlarını iyileştirmede olumlu etkisi olduğu bilinmektedir.

Salatalık besleyici ve düşük kalorilidir

Kemik sağlığı:


K vitamini açısından salatalık iyi bir kaynaktır. K vitamininin kemik sağlığını korumada önemli rolü bulunmaktadır. K vitamininden yetersiz beslenenlerde kemik kırılması daha sık görülür. K vitamini kemik sağlığını doğrudan olumlu etkilemenin yanı sıra vücutta kalsiyum emilimini arttırır ki kalsiyum kemiklerin yapısında en çok bulunan mineraldir.  

Stres:


Salatalık B grubu vitaminler için iyi bir kaynaktır. Bu grubu vitaminlerin kaygıyı azaltır ve stresin zararlı etkilerinden korunmaya yardımcı olur.

Beyin sağlığı:


Salatalıkta bulunan fitokimyasallardan biri olan fisetinin yaşlanmaya bağlı sinir hücrelerinde oluşan yıpranmayı geciktirdiği ve fareler üzerinde yapılan bir başka çalışmada fisetinin hafızayı ve öğrenmeyi koruduğu belirlenmiştir.

Sindirim:


Salatalık, sağlıklı bir sindirim sistemi için en gerekli olan su ve lif açısından iyi bir kaynaktır. Reflüden şikâyet ediyorsanız su içtiğinizde midenin pH değeri yükselerek reflü belirtileri geçici olarak giderilir. Salatalık yemek tıpkı su içmek gibi yüksek su içeriği ile reflüye karşı etkili olabilmektedir.

Salatalığın sindirime bir diğer faydası ise lif içeriği sayesinde dışkıya hacim kazandırmaya ve bağırsakların sağlıklı bir şekilde görevini yerine getirmesine yardımcı olmasıdır.

Kilo verme:


Zayıflamak için bir diyet uyguluyorsanız bu diyetinizde kesinlikle salatalığı da bulundurmalısınız. Salatalık düşük kalorisi ile ideal bir diyet yiyeceğidir. Üstelik içeriğinde bulunan çözünen lifler sayesinde salatalık bağırsakta jelsi bir yapı oluşturarak sindirimi yavaşlatır. Bu sayede daha uzun süre tokluk sağlar.

Cilt bakımı:


Salatalığın kabuklarını yemeyi sevmiyorsanız bunları cilt sağlığınız için kullanabilirsiniz. Özellikle tahriş olmuş ciltlerde ve güneş yanıklarında etkilidir. Gözlerinize koyacağınız birer dilim salatalık gözlerdeki şişkinliği alır. Salatalıkta bulunan silikon ve sülfür bileşikleri ise saçlarınızı ve tırnaklarınızı güçlendirir.

Uyarılar:

Salatalığın besin değeri en yüksek olan yerleri kabukları ve çekirdekleridir ve bu sebeple tüketilmeleri önerilir. Ancak salatalık üretiminde zararlılara karşı kullanılan pestisitler (kimyasal maddeler) özellikle kabuğunda kalmaktadır. Bu durumda salatalığın kabuklarını tüketmek sağlık açısından faydadan çok zararlı olabilir. Eğer mümkünse organik üretilen salatalık tüketmeyi tercih ederek bu riski önleyebilirsiniz.

Patlıcanın Faydaları Nelerdir?

Patlıcanın faydaları nelerdir?


Patlıcan ana yemekler, kızartmalar, mezeler ve hamur işleri gibi pek çok farklı şekillerde kullanılan ve genellikle çok sevilen sebzelerden biridir. Pek çok sebzenin ne kadar faydalı olduğuna ilişkin sayısız kaynakta bilgilere ulaşılabilir ancak bu kadar çok tüketilen patlıcanın faydaları her nedense o kadar dikkate değer bulunmaz. Oysaki patlıcan lezzetinin yanı sıra besin değerleri ve sağlığa faydaları sebebiyle de beslenmede bulundurulması gereken bir gıdadır.

Patlıcanın besin değerleri


Patlıcan, çok düşük kalorilidir ve 100 gramı sadece 20 kaloridir. Bununla birlikte bu miktarda patlıcan yaklaşık 1 gram protein, 4 gram karbonhidrat, 0.20 gram yağ ve 2.5 gram diyet lifi içerir. Bu miktardaki lif günlük ihtiyacın yaklaşık %10’unu karşılamaya yeterlidir. Patlıcan B grubu ve özellikle B1, B3, B5 ve B6 vitaminlerinden zengindir. Bu vitaminler besinler yoluyla alınan proteinlerin, karbonhidratların ve yağların metabolize olmasına ve vücutta enerjiye dönüşmesine yardımcı olurlar.

Patlıcanın besin değerinin önemli bir kısmı kabuğundadır. Patlıcanın kabuğuna mor rengini veren bir fitokimyasal olan antosiyaninlerin sağlık açısından pek çok yararı olduğuna ilişkin bilimsel veriler bulunmaktadır. Antosiyaninlerin kanser, yaşlanma, enflamasyon ve nörolojik hastalıklara karşı etkili olduğunu gösteren çok sayıda araştırma mevcuttur. Patlıcanın kabuğu aynı zamanda patlıcanın lif, potasyum, magnezyum ve diğer antioksidan bileşikler açısından en zengin yeridir ve bu sebeple yemek hazırlarken mümkünse kabukları soyulmadan kullanılmalıdır.

Patlıcanın faydaları


Patlıcanın da dahil olduğu sebze grubu besinlerin yeterli tüketiminin pek çok hastalık açısından risk azaltıcı etkisi olduğu bilinmektedir. Obezite, kalp hastalıkları, kanserler ve diyabet gibi çok önemli hastalıklar sebze tüketimi arttırılarak azaltılabilir. Patlıcanın faydalarına ilişkin çalışmalarda da benzer sonuçlar elde edilmiştir.


Patlıcan kalp dostudur.

Kalp sağlığı


Patlıcanda bulunan lif, potasyum, C vitamini, B6 vitamini ve fitokimyasalların kalp sağlığına iyi geldiği bilinmektedir. Patlıcana rengini veren antosiyanin adlı fitokimyasal maddenin kalp hastalıkları riskini azalttığına yönelik çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Bir çalışmaya göre antosiyaninlerden zengin sebze ve meyveleri haftada en az 3 porsiyon tüketenlerin ayda 1 kez ya da daha az tüketenlere kıyasla kalp hastalıkları riski %34 azalmaktadır. Bir başka araştırmada ise antosiyaninden zengin besinlerin tansiyon düşürmede etkili olduğu gösterilmiştir.

Kolesterol


Araştırmalara göre patlıcan tüketimi yüksek kolesterol (LDL) düzeylerinin düşürülmesine yardım eder. Bu açıdan bakıldığında da kalp dostu bir besin olduğu söylenebilir. Patlıcanın içeriğinde bulunan klorojenik asit adlı bileşiğin Kötü kolesterolün düşürülmesinde etkili olduğu ve bu bileşiğin antimikrobiyal, antiviral ve antikanser özellik taşıdığı gösterilmiştir.

Kilo verme


Patlıcan düşük kalorisi ve yüksek lif içeriği ile kilo vermek isteyenler için ideal besinlerden biridir. Lifli besinler doygunluk hissinin daha uzun sürmesine yardımcı olarak da zayıflamaya katkı sağlar. Patlıcanı tüketirken yağda kızartmak kalorisini  oldukça arttırır, üstelik kalp sağlığı açısından da patlıcanı faydalı olmaktan çıkartır.

Kanser


Patlıcan, içeriğindeki antioksidanlar sayesinde hücreleri serbest radikallerin zararlı etkilerinden koruyarak kanser oluşum riskini azaltır. Özellikle patlıcanın içeriğinde bulunan antosiyaninler ve klorojenik asitin anti kanser etkisi bulunmaktadır. Laboratuvar ortamında yürütülen çalışmalarda antosiyaninin kanserli hücrelerin büyümesini önleyici etkisi olduğu gösterilmiştir.

Beyin sağlığı


Deney fareleri üzerinde yapılan bir çalışmada patlıcanın kabuğunda bulunan ve bir tür antosiyanin olan nasunin adlı maddenin beyin hücrelerinin hasara uğramasını önlediği tespit edilmiştir. Bir başka araştırmada ise antosiyaninlerin nöro-inflamasyonu önleyerek beyne kan akışını kolaylaştırdığı belirlenmiştir.

Suyun ve Su İçmenin Faydaları Nelerdir?

Suyun ve su içmenin faydaları 

Su, insan vücudunun en önemli bileşenidir, yaşamın özüdür. Vücudun yaklaşık %60’ı sudan oluşur. Düzenli bir şekilde yeterli miktarda su içmenin sağlığımıza sayısız faydaları vardır. Uzmanlar her gün 8 – 10 bardak su içilmesi gerektiğini bildirmektedir.

1. Yorgunluğu azaltır


Sıklıkla kendinizi yorgun hissediyorsanız bu durum büyük ihtimalle ihtiyacınızdan daha az su içmenizden kaynaklıdır. Yorgunluk vücudun susuz kalması durumunda ilk ortaya çıkan belirtilerdendir. Vücut susuz kaldığında organlar işlevini düzgün bir şekilde yerine getiremez ve vücut bitkin düşer. Vücutta oluşan %5’lik su kaybının enerjide %30’a varan düşüşlere neden olduğu bilinmektedir.

2. Modu yükseltir


Dehidrasyonun yani vücudun susuz kalmasının ruh sağlığı ve düşünme yeteneğini olumsuz etkilediğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Hafif susuzluk durumlarında bile bu olumsuz etki belirlenmiştir.  Su içmenin hafızayı koruduğu ve kaygıyı azaltmada faydalı olduğuna ilişkin bilimsel kanıtlar mevcuttur.

3. Baş ağrılarını ve migreni azaltır


Baş ağrılarından şikâyet ediyorsanız bol miktarda su içmeniz sorununuzu hafifletmeye yardımcı olacaktır. Baş ağrısı ve migren çoğunlukla susuz kalmaktan kaynaklıdır. Bir çalışmada su tüketimini arttırmanın baş ağrısı süresinde ve şiddetinde azalmayı sağladığı gözlemlenmiştir.

4. Sindirime yardımcı olur, kabızlığı giderir:


Sindirim sisteminin sağlıklı işleyişi için su gereklidir. Susuzluk bağırsak hareketlerinin bozulmasına ve kabızlığa neden olur. Özellikle ılık su sindirim sistemi sağlığı için idealdir.

Su, en sağlıklı içecektir.

5. Vücuttan toksinlerin atılmasını sağlar


Su içmek, ter ve idrar yoluyla toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar. Ayrıca böbrekleri çalıştırarak böbrek taşına neden olan tuz ve minerallerin seyreltilmesi sağlar ve böylece böbrek taşını önler. Ancak uzmanlara göre çok fazla su içmek böbreklerin atık maddeleri filtreleme özelliğinde bozulmaya neden olabilir.

6. Kilo vermeye yardımcı olur


Klinik çalışmalara göre yemeklerden önce içilen 2 bardak su iştahı azaltarak kilo vermeye yardımcı olmaktadır. Su içtiğinizde mideyi doldurur ve daha çok yeme arzusunu azaltır. Üstelik kalorisi yoktur ve şekerli ya da alkollü içeceklerin yerine suyu koyarak zayıflama hedefine daha kolay ulaşmak mümkündür

7. Cildi ve saçları güzelleştirir


Su, dünyadaki en güçlü güzellik iksiridir. Su vücuttan toksinlerin atılmasını sağlayarak cildin yaşlanmasını geciktirir, cilt kuruluğunu önler ve cilde parlaklık ve sağlık kazandırır. Susuzluk saçlarında kurumasına ve güçsüzleşmesine neden olur.

Günde ne kadar su içilmeli?

Vücuttan su kaybı her nefes alış verişle, terleme, idrar ve dışkılamayla gerçekleşmektedir. Vücudun bu kayıplarını karşılamak için su başta olmak üzere içecekler ve su içeriği yüksek olan sebzeler ve meyvelerin tüketilmesi gerekmektedir. Günde ne kadar su içmeniz gerektiği tartışmalı olsa da genel olarak her gün en az 8 bardak su içilmesi önerilir. Su gereksiniminiz genel sağlık durumunuza, ne kadar aktif yaşadığınıza, mevsime ve iklime bağlı olarak değişiklik gösterecektir. 

Fiziksel aktiviteleriniz fazlaysa, mevsim yazsa, ishal, ateş veya kusma gibi su kaybedilen bir hastalığınız varsa su ihtiyacı artacağından sıvı alımınızı arttırmanız gerekmektedir. Hamilelik ve emzirme dönemlerinde de vücut daha fazla suya gereksinim duyar. Özellikle emzirme dönemindeki kadınlara yaklaşık 3 litre sıvı alması önerilmektedir.

Vücudunuzun suya ihtiyacı olup olmadığını belirlemenin en kolay yolu idrar rengini takip etmektir. İdrar renginde koyulaşma vücudun su ihtiyacının arttığını gösterir. Ancak vücut suya ihtiyacı olduğu sinyalini vermeden yani susuzluk oluşmadan su alımı gerçekleştirilmelidir.

Su tüketimi nasıl arttırılır?

Su içmek aklıma gelmiyor diyorsanız tüketiminizi arttırmak için suyu kendinize ulaşılabilir kılmalısınız. Evinizde yaşam alanlarınızda su sürahileri bulundurabilirsiniz. İş yerinizde de çalışma masanızda su  bulundurun. Çantanızda da bir küçük şişe su taşıyabilirsiniz. Eğer su size lezzetsiz geliyor ve içmekten keyif almıyorsanız suyun içine meyve dilimleri ve nane gibi otlar ekleyip bu suyu dinlendirerek tüketebilirsiniz.  

Potasyum Eksikliği Nedenleri ve Belirtileri

Potasyum Eksikliği Nedenleri ve Belirtileri


Potasyum düşüklüğü, potasyum eksikliğine bağlı gelişir ve tıp dilinde hipokalemi olarak adlandırılır. Potasyum düşüklüğü, potasyum düzeyinin kan dolaşımında normalden daha az olması demektir. Potasyum kas ve sinir hücrelerinin ve özellikle de kas kası hücrelerinin düzgün bir şekilde çalışması için gerekli olan ve elektrolit görevi gören bir mineraldir.
Normal kan potasyum düzeyi 1 litre kanda 3.6 ile 5.2 milimol arasında olmalıdır. Kanda potasyum düzeyinin çok düşük olması (2.5 mmol/l) yaşamı tehdit edebilir ve asil tıbbi müdahaleyi gerektirebilir.

Potasyum eksikliğinin nedenleri


Potasyum düşüklüğünün pek çok nedeni olabilir. Potasyum düşüklüğünün en sık görüldüğü durum diüretik (vücuttan sıvı atan) ilaçların kullanımına bağlı olarak olur. Bu ilaçlar idrar yoluyla vücuutan potasyumun atılmasını sağlar. Kusma ya da ishale bağlı olarak ta potasyum eksikliği oluşabilir. Beslenmede yetersiz potasyum alımına bağlı potasyum eksikliği çok nadirdir.

Aşağıdaki durumlarda potasyum eksikliği oluşabilir:

  • Kronik böbrek hastalıkları
  • Diyabetik ketoasidoz
  • İshal
  • Kusma
  • Aşırı alkol kullanımı
  • Aşırı laksatif kullanımı
  • Aşırı terleme
  • Aşırı kafein ve meyan kökü kullanımı
  • Folik asit eksikliği
  • Magnezyum eksikiği
  • Reçeteli ya da reçetesiz satılan diüretik ilaçlar
  • Primer aldosternodizm (conn sendromu)
  • Bazı antibiyotikler
  • Blumiya gibi beslenme bozuklukları
  • Hipertiroidi

Potasyum eksikliği belirtileri


Kandaki potasyum düzeylerine bir hastalık ya da diüretik ilaç kullanımı durumunda bakılır. Potasyum eksikliğinde sadece kas krampı gibi tek bir belirtiden ziyade birden çok belirti gözlemlenir.

Potasyum düşüklüğü belirtileri şunlar olabilir:

  • Güçsüzlük
  • Yorgunluk
  • Kas krampları
  • Kabızlık
  • Karıncalanma ve uyuşma
  • Çarpıntı
  • Aritmiler (anormal kalp ritimleri) – Bu durum potasyum eksikliğine bağlı oluştuysa özelllikle kalp hastalarında ciddi komplikasyonlara yol açabilir.
  • Bunların dışında; aşırı idrara çıkma, aşırı susama ve dşük kan basıncı da potasyum düşüklüğünde görülebilen belirtiler arasındadır.

Potasyum düşüklüğü tedavisi


Potasyum düzeyiniz düşük ise bunu doktorunuzla konuşmalısınız. Bu durumda varsa kullandığınız ilaçlarda değişikliğe gidilebilir ya da buna neden olan sağlık sorunu belirlenerek tedavisine başlanabilir. Eğer az düzeyde potasyum düşüklüğü belirlendi ise potasyum tavkiyesi önerilir. Ağır potasyum eksikliğinde ise damardan potasyum verilebilir.


Muz en iyi potasyum kaynaklarından biridir.

Potasyumdan zengin besinler


Potasyumdan zengin besinlerden daha çok yiyerek potasyum eksikliğini önleyebilir ya da tedaviye yardımcı olabilirsiniz. 

En çok potasyum içeren besinler

  • Kuru kayısı, kuru üzüm ve kuru incir
  • Nohut
  • Patates
  • Mercimek, badem, fındık ve antep fıstığı
  • Avokado, muz, portakal, kivi
  • Ispanak, domates, maydanoz
  • Süt
  • Kırmızı et, tavuk ve balıklar 

Sosyal Fobiye Turşu ve Yoğurt İyi Gelir

Psikiyatri Araştırmaları Dergisi’nde yer alan yeni bir araştırmaya göre, probiyotik içeren yiyecek ve içeceklerden zengin beslenmek sosyal fobiyi aşmaya yardımcı olabilir. Araştırmacılara göre bağırsak florasında faydalı bakterilerin artmasını sağlayan ve dolayısıyla bağırsak sağlığını koruyan yoğurt ve turşu gibi probiyotik besinler sosyal anksiyeteyi azaltıyor.

Sosyal anksiyete ya da sosyal fobi bireylerin sosyal ortamlarda bulunmaktan çekinmesine, bu ortamlarda gerginlik, utangaçlık ve iletişim bozukluğu yaşamasına neden oluyor. Sosyal fobi genellikle ergenlik döneminde başlayan ve en sık görülen anksiyete bozukluğu türü olarak biliniyor.

Araştırma kapsamında 710 kolej öğrencisine 30 günlük bir test uygulandı ve bu testte öğrencilere fermente gıdaları, sebze ve meyveleri ne sıklıkta ve ne kadar tükettikleri ile egzersiz yapma alışkanlıkları konularında sorular yöneltildi.

Araştırmanın en önemli bulgusu daha fazla fermente ürünleri tüketenlerde sosyal kaygı azalıyor. Araştırmanın bir diğer bulgusu ise daha fazla egzersiz yapmak sosyal kaygıyı azaltıyor. Araştırmada öğrencilere sorulan besinler arasında yoğurt ve diğer yoğurt içeren besinler, kefir, salatalık ve lahana turşusu gibi fermente ürünler ya da yine yararlı bakteri içeren bitter çikolata gibi fermente olmaya ürünler yer aldı.

Araştırmacılara göre yararlı bakteri içeren bu gıdaların sosyal fobisi olan kişilerin beslenmesinde yer alması, sosyal fobi tedavisinde kullanılan ilaç ve bilişsel-davranışçı terapilerden daha fazla fayda sağlamalarına katkı sağlayabilir.  

Yoğurt, kefir ve turşu gibi probiyotik besinler bağırsaklarda iltihaplanmayı azaltır. Kaygı durumunda oluşan belirtiler yoğun olarak sindirim sisteminde görüldüğünden probiyotikler sayesinde bağırsaktaki iltihaplanma ve dolayısıyla kaygıya ilişkin belirtileri azaltılabilir. Probiyotikler ayrıca vücudun strese verdiği yanıtı düzenler ve stres azaltıcı etkiye sahiptir.

Probiyotik tüketiminin kaygı ve depresyon üzerindeki etkisine bakılan daha önceki çalışmalarda deney hayvanları kullanılmış ve probiyotiklerin hayvanlardaki stres ve kaygı düzeylerini azalttığı tespit edilmişti. Bu çalışma ise bu alanda insanlar üzerinde yapılan ilk araştırma ve bulgular deney fareleri üzerinde yapılan araştırmalarla benzer sonuçlar verdi.  Yine de araştırmacılar daha kapsamlı yeni çalışmalarla bu sonuçların desteklenmesi gerektiğini belirttiler.

Kişisel önerim; eğer sosyal fobiniz varsa beslenmenize turşu, yoğurt, ayran, kefir ve bitter çikolatayı daha fazla dahil ederek durumunuza katkı sağlayıp sağlamadığını test edebilirsiniz. Bizim geleneksel turşular çok tuzlu olur. Bu miktardaki tuz fazla turşu tüketilirse sağlık için yarardan çok zararlı olabilir. Az tuzlu ya da alman tipi olarak bilinen tatlımsı turşular tercih edilebilir.

Enerji İçeceklerinin Zararları Nelerdir?

Enerji içeceklerinin zararları 

Enerji içecekleri kafein ya da guarana ve ginseng gibi diğer yasal uyarıcılar içeren ve son yıllarda oldukça popülerlik kazanmış olan içeceklerdir. 1 kutu enerji içeceğinde 75 miligramdan başlayarak 200 miligramı aşan miktarlarda kafein bulunur ki bu miktar örneğin koladakinden 2.5 - 6 kat fazladır.

Enerji içeceklerinde şeker ve diğer katkı maddeleri de bulunabilmektedir. Kafein ve şeker içeriği sayesinde kısa süreli olarak enerji düzeyini arttıran bu içecekler bu faydasına karşın beraberinde sağlık açısından bazı zararlı sonuçlar doğurabilir. Şekeri içeriği kilo yapabilir. Daha da önemlisi bu içeceklerdeki uyarıcılar sebebiyle şu sorunlar yaşanabilir:

  • Tedirginlik
  • Sinirlilik
  • Uykusuzluk
  • Kusma
  • Alerjik reaksiyon
  • Kalp atımında hızlanma
  • Tansiyonda yükselme
  • Dehidrasyon (uyarıcılar vücuttan su atımına neden olur)
  • Bağımlılık
  • Diyabet
  • Baş ağrısı ve migren
  • Riskli davranışlara eğilim

Enerji içeceklerinin alkol ile karıştırılarak tüketilmesi de risklidir çünkü enerji içecekleri uyarıcı, alkol ise depresan etkiye sahiptir.  Bu ikisinin karışımında kişi ne kadar sarhoş olduğunu anlamaz ve daha fazla alkol tüketir. Alkolü fazla aldığınızda kendinizi bitkin hissedersiniz ama enerji içecekleri bunu fark etmenizi engeller. Her ikisi de dehidrasyona neden olur ve ertesi gün akşamdan kalma durumunuzu ağırlaştırır.
Arada bir enerji içecekleri tüketmenin bir sakıncası yoktur ancak günde 500 ml’nin geçilmemesi önerilir. Eğer kendinizi yorgun, bitkin ve halsiz hissediyorsanız enerji içecekleri yerine enerjinizi arttıran sağlıklı alternatiflere yönelmelisiniz.

Yeterli uyuyun, gün içinde fiziksel aktivitelerde bulunun ve sağlıklı beslenin.  Bu öneriler kendinizi enerjik hissettirmiyorsa bu durumda doktora danışın. Çünkü halsizliğinizin nedeni hipotroidi ya da kansızlık gibi bir hastalığa işaret edebilir.

Bazı hastalıklarda enerji içeceklerinin tüketilmesi önerilmez. Eğer kalp hastalığı ya da yüksek tansiyonunuz varsa enerji içeceği tüketimi hakkında doktorunuza danışın. 18 yaş altındaki gençler, hamileler ve emziren anneler de bu içeceklerden kaçınmalı ya da tüketimlerini sınırlandırmalıdır.

Gençler ve çocuklar için günlük kafein alım miktarı 100 miligram ve altı olarak belirlenmiştir. Bu sebeple kafein içeren içecekleri tüketirken bu sınırı aşmamaları önerilir. Özellikle fiziksel aktivite öncesi alımı kalp sağlığı açısından zararlı olabilmektedir.

Enerji içecekleri bazı anti depresanlarla etkileşime girebilir. Eğer anti depresan kullanıyorsanız enerji içeceklerinin tüketimi konusunda psikiyatristinize danışın.

Hassas Bağırsak Sendromu Belirtileri ve Nedenleri

Hassas Bağırsak Sendromu Nedir?

Hassas bağırsak sendromu kalın bağırsağı (kolon) etkileyen ve toplumda oldukça sık rastlanan bir sağlık sorunudur. Toplumun yaklaşık %10-%15’ini etkilemekte ve erkeklere kıyasla kadınlarda iki kat sık görülmektedir. Hassas bağırsak sendromunda yaygın bir şekilde görülen şikâyetler arasında kramplar, şişkinlik, gaz, karın ağrısı, ishal ve kabızlık bulunmaktadır. Hassas bağırsak sendromu uzun tedavi süresi gerektiren kronik bir durumdur.

Ülseratif kolit ve Crohn hastalığı gibi inflamatuvar bağırsak hastalıklarıyla ortak belirtiler göstermekle birlikte bağırsak dokusunda değişikliklere neden olmaz ve kolorektal kanser riskini arttırmaz. Hassas bağırsak sendromlu kişilerin çoğunda şikâyetler kontrol edilebilir düzeydedir ve çoğunlukla kendi yöntemleriyle bu durumu yönetebilirler. Doğru beslenme ve yaşam tarzı ile stres yönetimi sayesinde bu durumu kontrolleri altında tutabilirler. Ancak bazılarının tıbbi danışmanlığa ve ilaç tedavisine gereksinimleri olmaktadır.

Hassas bağırsak sendromu belirtileri


Belirtiler pek çok hastalıkla benzerlik göstermekte ve kişiden kişiye değişmekle birlikte hassas bağırsak sendromunda yaygın olarak aşağıdaki durumlar yaşanmaktadır.

  • Karın ağrısı ve kramp
  • Şişkinlik hissi
  • Gaz
  • İshal veya kabızlık
  • Dışkıda sümük benzeri akıntı

Hassas bağırsak sendromu kronik bir durumdur. Zaman zaman şikâyetler artabilir, bazen hafifleyebilir ya da geçici olarak yok olabilir.


Bağırsak hareketlerinize kalıcı bir şekilde değişim olduysa doktora danışmanız önerilmektedir. Bu şikâyetler hassas bağırsak sendromuna yakalandığınızın ya da kolon kanseri gibi daha ciddi bir hastalığın habercisi olabilmektedir. Özellikle aşağıdaki durumları yaşıyorsanız en kısa zamanda doktora danışmalısınız.

  • Rektal kanama (makattan dışkıyla ya da sade olarak kan gelmesi)
  • Geceleri meydana gelen ya da artan karın ağrısı
  • Kilo kaybı

Hassas bağırsak sendromunun nedenleri


Hassas bağırsak sendromunun nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte bazı faktörlerin bu sendromun gelişiminde rol oynadığı kabul edilmektedir. Bağırsak duvarlarındaki kaslar bir ritim içinde çalışır ancak bazen normalden fazla çalışarak bağırsak geçişini hızlandırır ve sonucunda ishale ya da normalden az çalışıp bağırsak geçişini yavaşlatarak kabızlığa neden olabilir.

Hassas bağırsak sendromu sindirim sistemini etkileyen bir sağlık sorunu olduğundan tüketilen yiyecek ve içecekler büyük önem taşımaktadır. Aşağıdaki beslenme hataları hastalığın tetikleyicisi olabilir.

  • Belirli yiyeceklere olan hassasiyet (yiyecek intoleransı) – Bazı uzmanlara göre çikolata, baharatlar, yağlar, bakliyatlar, lahana, karnabahar, brokoli, süt ve gazlı içecekler hassas bağırsak sendromunun tetikleyicisi olabilir.
  • Lifli gıdaları yeterli tüketmemek
  • Alkol kullanımı
  • Öğün atlamak ve öğünleri çok hızlı yemek
  • Sigara kullanımı
Beslenme dışında hassas bağırsak sendromununun nedenleri şunlar olabilir:

Stres: Hastaların pek çoğunda stresli dönemlerde belirtilerin sıklaştığı ve şiddetlendiği bildirilmiştir. Örneğin sınav haftası ya da yeni bir işe başlama gibi stresli durumlar tetikleyici olabilmektedir.

Hormonlar: Hassas bağırsak sendromu kadınlarda 2 kat fazla görülmesi sebebiyle uzmanlar kadınlardaki hormonal değişimlerin hastalığın gelişiminde rolü olduğu fikrindedir. Nitekim pek çok kadının adet dönemlerinde belirtilerin arttığı bilinmektedir.

Kimlerde daha sık görülür?


Gençler: Hassas bağırsak sendromu genellikle 45 yaş altındaki kişilerde ortaya çıkmaktadır.

Kadınlar: Kadınlarda görülme sıklığı erkeklerden iki kat fazladır.

Aile: Ailede bu durumdan etkilenmiş kişi ya da kişilerin varlığı ailenin diğer üyelerinde de riski arttırmaktadır. Bunun nedeninin genetik ya da çevresel faktörler olabileceği düşünülmektedir.

Psikolojik sorunlar: Depresyon, kaygı bozukluğu, kişilik bozukluğu ve çocuklukta yaşanan cinsel istismar riski arttıran psikolojik faktörler arasında gösterilmektedir. Kadınlara yönelik aile içi şiddetin de riski arttırabileceği düşünülmektedir.

Hassas bağırsak sendromlu hastalara beslenme önerileri


Düzenli beslenin: Beslenme düzeninizi programlayın. Öğün atlamadan beslenerek bağırsak hareketlerinizi düzene sokmaya çalışın.

Sık ve az öğünler tüketin: Bu sayede bağırsaklara bir anda fazla yüklenmemiş olursunuz.

Lifli gıdalar tüketin: Lifli gıdalar dışkının bağırsaklarda hacim kazanmasına, ishal ya da kabızlık sorunlarının giderilmesine yardımcı besin ögesidir. Tam tahıllı ürünler,  sebzeler ve meyveler ile lif alımınızı arttırabilirsiniz. Lifli gıdaların aşırı tüketiminin gaz, şişkinlik ve kramp sorunlarını arttırabileceğini de unutmayın.

Yeterli sıvı alın: Lif, yiyeceklerin bağırsaktan geçişi için vücuttan su çeker. Eğer yeterli sıvı almazsanız kabızlıkla karşılaşabilirsiniz. Her gün 8 bardak su içmeniz önerilmektedir.

Ne içtiğinize dikkat edin: Alkollü ya da kafeinli içecekler bağırsak hareketlerini uyararak ishale neden olabilmektedir. Sorbitol ve mannitol gibi şeker alkolleri içeren yapay tatlandırıcılar da ishale neden olabilmektedir. Gazlı içecekler de gaz oluşumuna sebep olabilir.

Beslenme günlüğü tutun: Yedikleriniz arasında hangilerinin sizin durumunuzu kötüleştirdiğini belirlemek için beslenme günlüğü tutun ve buna göre beslenmenizi düzenleyin.

UYARI

Faydalar.blogspot.com'da yer alan bilgiler bilimsel çalışmalar ve geleneksel tedavi yöntemlerinden derlenmekle birlikte herhangi bir hastalığı tanı, tedavi, bakım ve önlenme amacı taşımamaktadır. Buradaki bilgiler doktora danışılmadan kullanılmamalıdır. Okuduğunuz içerikler ile ilgili bilgi, deneyim ya da sorularınızı yazıların altnda bulunan yorum bölümüne yazarak katkıda bulunmanızdan mutluluk duyarız.