Çinko Eksikliği Belirtileri Nelerdir?

Çinko eksikliği belirtileri nelerdir?


Çinko eksikliği özellikle yetersiz beslenenlerde sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Çoğunluğu az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere dünyada yaklaşık 2 milyar kişi çinko eksikliğinden etkilenmektedir.

Kemikler, dişler, saçlar, cilt, kaslar ve beyaz kan hücreleri gibi vücudun çok farklı bölgelerinde bulunur. 100 den fazla enzimin işleyişinde görev alır, bağışıklık sistemini destekler, protein ve DNA sentezinde, hücrelerin bölünmesinde rol alır, yaraların iyileşmesinde etkilidir.  Çocukluk ve gençlik yıllarında büyüme ve gelişme için yeterli çinko alımı önemlidir. Hamilelikte de anne karnındaki bebeğin gelişiminde çinkonun rolü bulunmaktadır. Tat ve koku alma hislerinin korunması içinde çinko gereklidir.

İnsan vücudunda tüm doku ve vücut sıvıları da dahil olmak üzere yaklaşık 2 gram çinko bulunur. Günlük önerilen çinko alım miktarı yetişkin erkekler için 10 mg, kadınlar için 7 mg’dir. Günlük 25 mg üzeri çinko alımı ise önerilmemektedir. Kırmızı et, tavuk, kabuklu deniz canlıları, bakliyatlar, süt ve süt ürünleri, yağlı tohumlar ve çekirdekler ile tam tahıllı ürünler çinko için iyi kaynaklardır. Besinlerdeki çinko miktarları genellikle düşük olduğundan beslenme yoluyla fazla çinko alımı mümkün değildir. Çinko içeren besinler yazımızdan bu konuda daha fazla bilgi alabilirsiniz.

Çinko eksikliği


Çinko eksikliği aşağıdaki durumlarda sıklıkla görülmektedir.

Yetersiz beslenenler
Sindirim sistemi bozuklukları (ülseratif kolit, kronik ishal, Crohn hastalığı vb.)
Kronik karaciğer hastalığı
Kronik böbrek hastalığı
Alkolizm (çinko emilimini bozar, idrar ile çinko atımına neden olur)
Diyabet
Hamilelik ve emzirme
Vejetaryen beslenme
Aşırı demir alımı (demir, çinko emilimini azaltabilir.)

Çinko eksikliği belirtileri


Hafif çinko eksikliğinde aşağıdaki belirtiler görülebilir.

Anoreksiya, uyuşukluk ve ishal
Gelişim bozukluğu (çocuklarda yetersiz kemik gelişimi)
Bağışıklığın zayıflaması ve enfeksiyonlara duyarlılık

Daha ağır durumlarda çinko eksikliği belirtileri şunlardır:

çinko eksikliğine bağlı beyaz lekeler
Cinsel olgunlaşmada gecikme, iktidarsızlık, hipogonadizm
Saçkıran, tırnaklarda beyaz lekeler, dolama ve dermatit
Zihinsel engellilik, sinir iletim problemleri ve sinir hasarı
Makula dejenerasyonu
Kilo kaybı
Tat ve koku almada bozulmalar
Yaraların çok geç iyileşmesi

Çinko eksikliğinin tespiti biraz zordur çünkü kan tahlilleri hücrelerdeki çinko düzeylere ilişkin bir veri sunmaz ve yanıltıcı olabilir. Uzmanlar bu belirtiler ile birlikte kişi risk gruplarından birine mensup ise çinko eksikliğine ilişki takviye önerebilir.

Eğer çinko takviyesi alıyorsanız aşağıdaki ilaçları kullanırken doktorunuza danışmalısınız.

Pek çok antibiyotik ile çinko etkileşime girebilir. Bu etkileşimi azaltmak için antibiyotikten 2 saat önce ya da 4-6 saat sonra çinko takviyesini almalısınız.

Romatizmal hastalıkların tedavisinde kullanılan bir ilaç olan penisilamin adlı ilacın emilimi çinko takviyeleri sebebiyle azalabilir. Bu ilacı kullanıyorsanız ilaçtan 2 saat önce ya da sonra çinko takviyesi almanız önerilir.

Pek çok diüretik ilaç vücuttan fazla çinko atımına neden olabilir. Bu durumda çinko eksikliği oluşabilir.

Selenyum İçeren Besinler Listesi

Selenyum içeren besinler

Selenyum vücutta az miktarda bulunan ama sağlık için gerekli bir mineraldir. İyot ile birlikte tiroid fonksiyonlarının sağlıklı çalışmasında görev alır. E vitamini ile birlikte çalışarak bağışıklık sisteminin desteklenmesinde rol alan güçlü bir antioksidandır. Dokuların sağlıklı kalmasını sağlar ve hücrelerin hasar görmesini engeller. Selenyumun bazı kanser türlerinin gelişimini önleyici etkisi üzerine yapılan çalışmalar devam etmektedir.

Günlük önerilen selenyum miktarı ne kadar?


Yetişkin erkekler ve kadınlar için günlük önerilen selenyum miktarı 55 mikrogramdır. Hamileler için bu miktar 60 mikrogram ve emziren anneler için 70 mikrogramdır. 

Selenyum eksikliği hangi sağlık sorunlarına yol açabilir?


Tiroid bozuklukları
Bağışıklık sisteminin zayıflaması
Kadın ve erkeklerde kısırlık
Depresyon
Kalp hastalıkları
Kanserler

Günlük selenyum alımlarında 400 mikrogramın üzerine çıkılmaması önerilmektedir. Bu sınırın aşılması toksisiteye neden olabilir. Bu durumda saç dökülmesi, tırnaklarda beyaz lekeler, baş dönmesi, yorgunluk, bulantı ve sinir hasarı gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Normal beslenmede üst sınırda selenyum alımı çok zordur. Bu yüzden kaygı duyulacak bir durum yok. Ancak brezilya cevizi çok yoğun miktarda selenyum içerir ve bu yüzden çok az ve seyrek olarak tüketilmesi önerilir.

Bitkisel besinler ya da açık alanlarda beslenen hayvanlardan elde edilen ürünlerdeki selenyum miktarları yetiştirildiği topraklardaki selenyum miktarları ile bağlantılıdır. Genel olarak en çok selenyum içeren besinler hayvansal besinlerdir. Balıklar, kırmızı etler, kümes hayvanlarının etleri, yumurta ile süt ve süt ürünleri iyi selenyum kaynaklarıdır. Bitkisel açıdan en iyi selenyum kaynakları ise tahıllar, yağlı tohumlar ve çekirdeklerdir. Aşağıdaki listede en çok selenyum içeren besinlere ilişkin bir liste bulunmaktadır.

En çok selenyum içeren besinler listesi


Brezilya cevizi: 100 gramında 1917 mikrogram selenyum bulunur. Günlük önerilen selenyum alımının 34 kat üzerinde bir miktardır. Çok az ve çok nadir olarak tüketilmelidir.

Kabuklu deniz canlıları: İstiridye ve mide gibi kabuklu deniz canlıları yoğun miktarlarda selenyum içerirler. 100 gram kabuklu deniz canlısı tükettiğinizde günlük selenyum ihtiyacınızın %100’ünü ve hatta biraz daha fazlasını karşılamış olursunuz.

Karaciğer: Karaciğer başta olmak üzere organ etleri de yoğun miktarlarda selenyum içerirler. 100 gram karaciğerde 116 mikrogram selenyum bulunur ki bu miktar günlük önerilen selenyum miktarının yaklaşık 2 katıdır.

Balıklar: Balıklar iyi selenyum kaynaklarıdır. Bunlar arasında ton balığı en iyi kaynak olarak gösterilmektedir. 100 gram ton balığı tükettiğinizde 80 mikrogram selenyum almış olursunuz ki bu miktar günlük selenyum gereksiniminin yaklaşık 1.5 katıdır.  Diğer balıklarda da 100 gram tükettiğinizde yaklaşık olarak günlük selenyum ihtiyacınızın en az yarıdan fazlasını karşılamış olursunuz.


Ay çekirdeği: Ay çekirdeği ucuz ve sevdiğimiz bir atıştırmalık. Selenyum için ise çok iyi bir kaynak. 100 gram ay çekirdeği tükettiğinizde 79 mikrogram selenyum alırsınız ki bu miktar günlük selenyum gereksiniminin 1.5 katıdır. Kabak çekirdeği, ceviz, badem fındık gibi yağlı tohumlar ve çekirdeklerde de iyi miktarlarda selenyum bulunmaktadır. Tüm bunlar aynı zamanda yüksek kalorili besinlerdir bu yüzden tüketirken miktara dikkat edilmelidir. Susam ve keten tohumları da çok iyi selenyum kaynaklarıdır.

Kırmızı etler ev kümes hayvanlarının etleri: Doğal beslenen hayvanların etlerinde daha fazla selenyum bulunur. Ancak günümüzde organik et bulmak oldukça zor. Yine de  100 gram dana, kuzu ya da tavuk eti yediğinizde yaklaşık olarak günlük selenyum ihtiyacınızın %30 - %50 sini karşılamış olursunuz. Süt ürünlerinden herhangi birinden 1 porsiyon tükettiğinizde günlük ihtiyacınızın %15 - %25’ini karşılamış olursunuz.  

Yumurta: Yumurta da ucuz bir selenyum kaynağı. 1 yumurtada yaklaşık olarak 15 mikrogram selenyum bulunur ki bu miktardaki selenyum günlük gereksinimin % 27 sine denk gelir.

Tahıllar, bakliyatlar ve sebzeler: Tahıllar çok iyi selenyum kaynaklarıdır. Ancak kepeği ile birlikte olması koşuluyla. Örneğin 100 gram buğday kepeğinde 78 mikrogram selenyum bulunur. Bu miktar günlük selenyum ihtiyacınızın tamamından fazladır. Bakliyatlar genel olarak 100 gram yendiğinde günlük selenyum ihtiyacının %15 ini karşılar. Sebzelerde ise selenyum miktarları daha azdır. Ispanak, brokoli ve lahana gibi sebzelerden 1 porsiyon yediğinizde günlük selenyum ihtiyacınızın ancak %5’i kadarını karşılarsınız. Bitkisel selenyum kaynağı olarak mantarlardan da yararlanabilirsiniz. 

Asitli Beslenmek Böbrek Sağlığını Bozabilir

Böbrek hastaları arasında yapılan bir çalışmada asitli besinleri fazla tüketenlerde, asitli besinleri az tüketenlere kıyasla böbrek yetmezliği gelişmesi riski 3 kat artmaktadır.

Amerikan Nefroloji Birliği Dergisi’nde (JASN)  yayınlanan yeni bir araştırmaya göre kronik böbrek hastalığı olan kişilerde asitli besinlerin aşırı tüketilmesi böbrek yetmezliği olasılığını arttırabilir. Hastalara böbrek yetmezliğine karşı korunmak için et tüketimlerini azaltmaları ve sebze – meyve tüketimlerini arttırmaları öneriliyor.



Yediklerimiz ve içtiklerimiz böbrek fonksiyonlarımız da dahil olmak üzere sağlığımızı doğrudan ya da dolaylı yoldan etkiler. Örneğin kronik böbrek hastalarında böbrek yetmezliği gelişmesi riski üzerinde beslenmenin etkili olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır.

Yeni bir araştırmada da asitli beslenmenin böbrek yetmezliği üzerindeki etkilerine bakılmıştır. Düşük asitli beslenmede sebze ve meyveler ağırlıktayken yüksek asitli beslenmede et ve et ürünleri ağırlıktadır. Çalışmada kronik böbrek hastalığı olan yaklaşık 1500 yetişkin 15 yıl boyunca takip edilmiş ve araştırma sonuçları ortaya konmuştur.  

Araştırma ekibi beslenme yoluyla alınan yüksek düzeydeki asit yükü ile böbrek yetmezliği gelişmesi olasılığı arasında güçlü bir paralellik belirlemiştir. Asitli yiyecekleri fazla tüketenlerin böbrek yetmezliği riski, az asitli besinlerle beslenenlere kıyasla 3 kat fazla bulunmuştur.  Böbrek hastalarının böbrek yetmezliği ile karşılaşmamaları ve yaşamı oldukça zor kılan diyaliz tedavisinden kaçınmaları için sebze ve meyve ağırlıklı beslenmelerinin faydalı olabileceği araştırmacılar tarafından ifade edilmiştir.

Kaynak: http://jasn.asnjournals.org/content/early/2015/02/11/ASN.2014040332

Sağlıklı Yağlar İle Beslenin

Yağ seçimlerinizi yaparken aşağıdaki önerilere dikkat etmeniz sağlığınızı korumanıza yardımcı olacaktır.

Yemek hazırlamada yağ seçimleri:


Zeytinyağı, kanola ve diğer bitki bazlı yağları yemeklerinizde tercih etmeniz kalp sağlığınız açısından daha doğru olacaktır.  Salatalarınız için en sağlıklı ve lezzetli seçim ise zeytinyağıdır.

Trans yağlardan kaçının:


Ambalajlı besinlerin içerik etiketlerini okuyun ve içeriğinde trans yağ bulunduran besinleri tüketmemeye çalışın. Ayrıca kısmen hidrojene yağ içerdiğine ilişkin bir ifade var ise yine bu besinleri tercih etmeyin. Dışarıda yemek yerken servis edilen yemeğin içeriğindeki yağın ne olduğunu öğrenmek her zaman mümkün olmaz. Özellikle kızartmalardan uzak durun. Hamur işlerinde de genellikle hidrojene ve dolayısıyla trans yağ bulunmaktadır. ABD’de bazı eyaletlerde gıda endüstrisinde trans yağların kullanımı yasaklanmıştır.

Her gün en az bir omega 3 açısından zengin besin tüketin:


Somon ve ton balığı gibi yağlı balıklar, ceviz ve kanola yağı omega 3 için iyi kaynaklardır. Omega 3 vücut tarafından üretilemeyen ve sağlık için gerekli bir yağ türüdür. Günlük beslenmenizde bu yağın yeteri kadar bulunması sağlıklı beslenmenin önemli bir parçasıdır.

Et ve süt ürünlerini sınırlandırın:


Eğer günlük beslenmenizde et ve süt ürünlerine fazlaca yer veriyorsanız bu besinleri sınırlandırın. Bunlar yerine bakliyatlar, yağlı tohumlar (ceviz, badem, fındık vs.), kümes hayvanları) ve balık tercih edebilirsiniz. Et ve süt ürünlerini tüketirken porsiyonları küçültmeyi de deneyebilirsiniz.



Aşağıdaki listelerde yağlar sağlıklı ve sağlıksız olarak kategorize edilmiştir.

Sağlıklı Yağlar


Bu grupta tekli ve çoklu doymamış yağ kaynakları yer almaktadır.

Zeytinyağı, kanola yağı, Ayçiçek yağı, fındık yağı, susam yağı, mısır yağı, soya yağı, yağlı tohumlar(ceviz, badem, fındık, fıstıkvs. yağlı çekirdekler (ay çekirdeği, kabak çekirdeği vs.) , avokado, keten tohumu, yağlı balıklar (somon, ton balığı uskumru vs.)

Sağlıksız yağlar


Bu grupta doymuş ve trans yağ içeren besinler bulunmaktadır.

Yağlı kırmızı etler, tam yağlı süt ürünleri (süt, krema, peynir, yoğurt vs.), tereyağı, dondurma, Hindistan cevizi yağı, ticari olarak üretilen hamur işleri, ambalajlı çerezler, cipsler, kızartılmış besinler, şekerlemeler

Ne kadar yağ tüketmeliyim?


  • İdeal olarak günlük kalori alımınızın %20-25 kadarı yağlardan gelmelidir.
  • Doymuş yağ alımınız günlük kalori almınızın %10’undan az olmalıdır. Örneğin 2000 kalorilik bir diyet için en fazla 200 kalori dymuş yağlardan gelmelidir.
  • Trans yağ tüketimizin günlük kalori alımınızın %1’ini aşmamalıdır. Bu miktar 2000 kalorilik diyet için günde en fazla 2 gramdır.

Zayıflamak İçin Her Öğünde Protein Tüketin

Gün içinde protein içeren besinleri her öğünde bulundurur musunuz? Eğer sadece 1 ya da 2 öğünde protein kaynaklı besinler tüketiyor ve örneğin kahvaltıda bu içerikte besinleri yeteri kadar bulundurmuyorsanız bunu tekrar düşünün. Çünkü Amerikan Klinik Beslenme Dergisi’nde yayınlanan yeni bir araştırmanın sonuçlarına göre gün içinde tükettiğiniz protein içerikli besinleri öğünler arasında paylaştırmak kilo verme konusunda size yardımcı olacak. 

Missouri Üniversitesi araştırmacılarının protein tüketimi ile ilgili 24 farklı çalışmayı inceleyerek elde ettikleri bulgulara göre protein kaynaklı besinleri öğünlerde dengeli bir şekilde tüketenler daha fazla kilo vermelerinin yanı sıra bu kişilerin vücutlarında yağ oranı azalıyor ve kas miktarı artıyor.

Araştırmacılara göre “Pek çok kişi protein içeren besinlere akşam yemeklerinde daha fazla yer veriyor. Oysaki kahvaltıda alınan 30 gram protein doygunluğu arttırıyor ve gün içinde atıştırma olasılığını azaltıyor. Kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeğinde 30 ar gram protein alan kişilerde protein sentezinde artış ve dolayısıyla kas kütlesinde artış görülüyor. Protein içeren besinler metabolizmayı hızlandırarak ta zayıflamaya yardımcı oluyor”.

Araştırmacılar her öğünde 25-30 gram protein alımını öneriyorlar. Bunun için kahvaltınızda peynir, yumurta başta olmak üzere süt, meyveli yoğurt ve tam tahıllara yer verin. Aynı şekilde öğle ve akşam yemeklerinde et, tavuk, balığın yanı sıra bakliyatlar, yoğurt, ayran ve kinoa başta olmak üzere tam tahıllı besinlerden yararlanın. En çok protein içeren besinleri öğrenmek için linkteki yazıdan yararlanabilirsiniz. 


Bu çalışmanın verileri böyleyken İspanyol bilim insanlarının yürüttüğü bir başka çalışmaya göre aşırı protein alımı uzun vadede kilo alımına ve erken ölüme neden oluyor ki Akdeniz diyeti olarak bilinen ve hayvansal proteinin sınırlı olduğu diyetin en sağlıklı beslenme modeli olduğu bilinen bir gerçek.

Bu durumda kişisel önerim günlük protein miktarını arttırmanızdan ziyade çoğunlukla ihmal edilen kahvaltı öğününüzde protein alımına dikkat etmeniz. Böylece daha kalıcı bir tokluk sağlamış ve güne daha dengeli bir enerji ile başlamış olacaksınız.  Genel olarak günlük protein alımı kilo başına 1 gram olarak alınması öneriliyor. Yani 60 kiloysanız 60 gram protein almalı ve bu proteini üç öğüne eşit olarak paylaştırmalısınız.  

Gıda Zehirlenmeleri ve Gıda Hijyenine Dikkat Edin

Beslenmede hijyene dikkat etmek önemlidir çünkü aksi durumda gıda kaynaklı enfeksiyonlar ve zehirlenme durumları ile karşılaşmak söz konusu olur. Özellikle yaz aylarında gıda hijyenine üst düzeyde özen göstermek gerekmektedir.  Besinlere yıkama, saklama ve pişirme yöntemleri uygun bir şekilde uygulanmadığında sağlığı tehdit edebilecek bakteriler, virüsler ve parazitler vücuda girerek hastalanmaya neden olur. Bu mikropların yanı sıra özellikle sebze ve meyvelerin üretimi sırasında kullanılan kimyasallar da bu besinler iyi yıkanmadığı zaman sağlımızı bozabilir.

Gıda zehirlenmeleri


Yaz aylarında besin zehirlenmelerinde artış olur çünkü sıcak havalarda besinlerin içinde mikro organizmaların üremesi kolaylaşır ve bu mikroorganizmalar zehirlenmelere neden olur. Zehirlenmelerde sindirim sistemin etkilenerek ishal, bulantı, kusma, kramplar ve karın ağrısı gibi belirtiler oluşur. Bu belirtiler bozulmuş besinin tüketilmesinden hemen sonra ortaya çıkabileceği gibi saatler sonra da şikayetler görülebilir. Bağışıklık sistemi daha zayıf olanlar, bebekler, çocuklar, yaşlılar ve hamilelerde zehirlenmeler daha kolay oluşur ve bu kişilerde zehirlenmelere daha sık rastlanır.

Zehirlenmelerde vücudun gösterdiği belirtiler aslında zehrin vücuttan atılması çabasıdır. Yani ishal ve kusma ile vücut zehirlenmeye neden olan mikrobu vücuttan atmaya çalışır.  Bu belirtiler vücudun susuz kalmasına neden olacağından hijyenik sıvılar tüketmek gerekmektedir. Ayrıca ishalin ve potasyum kaybının giderilmesi için yoğurt, haşlanmış patates ve pirinç ile muz gibi ishale iyi gelen besinler tüketilmelidir.


Gıda kaynaklı enfeksiyonlara neden olan yüzlerce farklı mikrop bulunsa da bunlar arasında en yaygın olanları salmonella, E.coli ve stafilokoktur. Eğer gıda zehirlenmesine maruz kaldığınızı düşünüyorsanız en kısa zamanda bir sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekmektedir. Gıda zehirlenmelerin ve gıda kaynaklı enfeksiyonların oluşumunu önlemek için aşağıdaki hijyen kurallarına uyunuz.

Gıda Hijyenine Dikkat Edin


  • Özellikle sıcak havalarda pişirilen yemek 1-2 saat sonra buzdolabına kaldırılmalıdır. Yeni pişmiş, sıcak yemek oda sıcaklığında soğutulmalıdır. Sıcak yemek buzdolabına konulmamalıdır.
  • Eller, mutfakta kullanılan araç ve gereçler özellikle mutfak tahtaları, mutfak tezgahları, bıçaklar ve bezler yiyeceklere hastalık etmeninin bulaşmasına neden olabilir. Bunların hijyenine özen gösterin. Etler, sebzeler ve ekmekler için ayrı ayrı tahta ve bıçaklar kullanın ve her  sonrası deterjan ile yıkayın. Bu şekilde davranarak çapraz bulaşmayı önleyin. Yemek hazırlamadan önce ellerinizin temiz olduğundan emin olun.
  • Besinleri buzdolabında çözdürün. Özellikle sıcak havalarda oda sıcaklığında çözdürmeyin, güneş altında, soba ya da kalorifer üzerinde azla çözdürmeyin.
  • Özellikle et, tavuk, balık, süt ve yumurta gibi protein kaynaklı besinler bakterilerin üremesi için en uygun koşulları oluşturur. Kötü koşullarda saklanıp, hazırlanan ve pişirilen bu besinler gıda kaynaklı enfeksiyonlara davetiye çıkartır. Protein kaynaklı besinlerin iyi pişmesine dikkat edin. Kırık, çatlak ve kirlenmiş yumurta almayın. Yumurtayı sadece kullanmadan hemen önce yıkayın.
  • Temiz su kullanmaya özen gösterin. Suyun temizliğinden şüpheleniyorsanız kaynatıp kullanmalısınız.
  • Meyve ve sebzeleri her zaman iyice yıkayın.  Ayrıca sebzeleri sirkeli suda bekletebilirsiniz.
  • Evcil hayvanlarınızı sevdikten sonra veya onlara ait bir temizlik sonrasında ellerinizi yıkamayı unutmayın.
  • Ambalajı bozulmuş, kapağı hasarlı konserve almayın.
  • Gıda zehirlenmesine neden olduğunu düşündüğünüz besini halka açık bir yerden satın aldıysanız en yakın İl Tarım Müdürlüğü’ne ulaşarak durum hakkında bilgi verin.

Karpuzun Faydaları Nelerdir?

Karpuzun faydaları nelerdir?

Karpuz yaz aylarının vazgeçilmez meyvelerinden biridir. Hem susuzluğa birebirdir hem de çok lezzetlidir. İdeal bir tatlı ve sıvı alternatifidir. Üstelik karpuz, sadece su ve şekerden oluşmaz aynı zamanda yüksek besinsel içeriği ile sağlığa sayısız faydalar sağlar. Düşük kalorisinin yanı sıra vitamin, mineral ve antioksidanlardan oldukça zengin bir meyvedir.  1 porsiyon 152 gram karpuz sadece 45 kaloridir.

Astım, yüksek tansiyon, kanser, enflamasyon, kabızlık, kas ağrıları ve cilt sağlığı karpuzun iyi geldiği sağlık sorunları arasındadır. Karpuzun faydaları içeriğindeki vitaminler, mineraller ve fitokimyasallar sayesindedir.

Likopen ve Sitrülin


Karpuza kırmızı rengini veren bir pigment olan likopen, antioksidan özellik taşır ve pek çok hastalığa karşı etkilidir. Likopen ile yapılan çalışmalarda kalp ve damar hastalıkları, kanserler ve özellikle prostat kanseri, şeker hastalığı, kemik erimesi ve erkeklerde kısırlık gibi sağlık sorunlarına karşı faydalı olduğu belirlenmiştir. Likopenin cilt yaşlanmasına karşı da yararlı olduğu yönünde bulgular mevcuttur. Karpuz domates ile birlikte en iyi likopen kaynağıdır. Karpuzun buz gibi yemek keyifli olsa da oda sıcaklığında tüketilmesi içeriğindeki likopenden daha fazla yararlanılmasını sağlar.

Karpuzun özellikle kabuğa yakın olan beyaz kısımlarında yoğun olarak bulunan sitrülin adlı bileşik vücutta arjinin üretimini arttırır. Artan arginin üretimi sayesinde damarlara daha fazla nitrik oksit salınımı sağlanır ve böylece kan akışı ve dolaşımı iyileşir. Kaslar gevşer ve erkeklerde ereksiyon işlevinde iyileşme sağlanır. Sitrülin ile yapılan bilimsel araştırmalarda tansiyon düşürücü etkisi olduğu yönünde veriler bulunmaktadır.

Sitrülin sayesinde daha fazla üretilen arjininin bağışıklık sistemini güçlendirmede, vücuttaki yağ oranını azaltmaya yardımcı olma ve zayıflamada etkili olduğu bilinmektedir.


A ve C Vitamini


Karpuz iyi bir C vitamni kaynağıdır. 1 porsiyon karpuz günlük C vitamini ihtiyacının  %21’ini karşılar. C vitamini vücutta depolanmadığı için günlük alınması gereken güçlü bir antioksidan vitamindir. C vitamininden fakir beslenenlerde astım riski artmaktadır.

İçeriğindeki su ve lif sayesinde kabızlığın giderilmesinde etkili olan karpuz sindirim sisteminin düzenli çalışmasına da yardımcı olur.

%92’si su olan karpuz sıcak yaz aylarında susuzluğa karşı ideal bir besindir. Üstelik karpuz yediğinizde vücut için gerekli olan elektrolitleri de almış olursunuz.

Karpuz A vitamininden de oldukça zengin bir meyvedir. 1 porsiyon karpuz tükettiğinizde günlük A vitamini gereksiniminizin %17’sini karşılamış olursunuz. A vitamini cilt ve saçlar da dahil olmak üzere tüm vücut dokularının büyümesinde rol almaktadır. A vitamini cildin ve saçların nemlenmesi için gerekli olan sebum üretimini teşvik eder. Karpuz tüketmek cilt ve saçların nemlendirilmesine yardımcı olur.  C vitamini de kollajen üretimini sağlamada etkilidir. Kollajen cilt ve saçların sağlıklı görünümü için gereklidir.

Karpuz iyi bir potasyum ve su kaynağı olarak böbreklerin temizlenmesinde ve kandaki ürik asit konsantrasyonunun azaltılmasında faydalı bir meyvedir.  Potasyumun yüksek kan basıncını düşürmede ve kas ağrılarının giderilmesinde de etkili olduğu bilinmektedir.  

Karpuzu kesmeden önce yüzeydeki sağlığa zararlı maddelerin yok edilmesi ve bu maddelerin bıçağa temas etmemesi için iyice yıkanmalıdır. Oda sıcaklığında saklamak ve tüketmek besin değerleri açısından daha doğru bir tercih olur. Karpuzun kabuğa yakın beyaz yerleri ve hatta kabuğundan reçel yapılabilir. Güney Amerika mutfaklarında karpuz kabuğu yemeklere eklenmektedir. Çekirdekleri kavrularak çerez olarak tüketilebilir.

Kuru Eriğin Faydaları Nelerdir?

Kuru erik faydaları nelerdir?

Mart 2015 tarihinde Boston/ABD’de gerçekleştirilen Deneysel Biyoloji Kongresinde kuru eriğin faydalarını belirleyen araştırma sonuçları paylaşıldı. Bu çalışmalarda kuru erik tüketiminin kolon kanseri riskini azalttığı, menopoz sonrası kadınlarda kemikleri koruduğu ve sigara kullananlarda inflamasyon riskini azalttığı belirlendi.

Kuru erik içeren diyet deney farelerinde kolon kanseri riskini azaltıyor


Texas A&M Üniversitesi ile Kuzey Karolina Üniversitesi araştırmacıları diyete kuru erik eklenmesinin mikrobiyota üzerindeki etkilerini araştırdı. Lif içeriği oldukça zengin olan kuru eriğin bağırsaklardaki yararlı bakterileri teşvik ederek deney farelerinde kolon kanseri görülme sıklığını azalttığı görüldü. Araştırmacılar sonuçları heyecan verici olarak tanımladılar ve insanlar üzerinde yapılacak çalışmalarla eldeki verilerin desteklenmesi gerektiğini belirttiler. Dünyada en sık görülen 3 kanser türünden biri olması sebebiyle kolon kanseri riskini azaltmak için beslenmenizde kuru eriğe yer vermeniz doğru bir yaklaşım gibi görünmektedir.Liften ve antioksidan maddelerden zengin olan kuru eriğin kolon sağlığının yanı sıra genel sağlığa da katkısı olacaktır.

Günlük beslenmede kuru eriğe yer vermek menopoz sonrası kadınlarda kemik erimesini önleyebilir


Daha önceki bir çalışmada günde 100 gram, 8-10 kuru eriği 1 yıl boyunca tüketen menopoz sonrası kadınlarda kemik mineral yoğunluğunda iyileşme kaydedilmişti. Yeni çalışmada ise günde 4-5 kuru erik tüketildiğindeki sonuçlara bakıldı. Çalışmaya göre bu miktarda kuru erik tüketmek özellikle yaşlı ve osteopenik kadınlarda kemik erimesini önlemede önceki çalışma kadar faydalı olmuştur. Erkekler üzerinde yapılan çalışmalarda da kuru eriğin kemik erimesini önlemede etkili olduğu belirlenmistir.


Kuru erik vücudun antioksidan kapasitesini arttırarak sigara kullananlarda hastalık riskini azalabilir


Düzenli olarak kuru erik tüketmek vücudun ihtiyacı olan lif, vitaminler, mineraller ve fenolik bileşiklerin yeterli alımına katkıda bulunur ki bu bileşikler vücudun antioksidan kapasitesinin arttırılmasını sağlar. Kongrede yapılan sunumlarda kuru erik tüketiminin hem sigara kullananlarda hem de sigara içmeyenlerde vücudun antioksidan kapasitesinin arttırılmasını sağladığı ve özellikle sigara içenlerde sigara kullanımına bağlı oksidatif strese karşı koruma sağladığı bilgisi paylaşıldı.

Araştırmacılar kuru eriğin daha az besleyici olan atıştırmalıklar yerine doğru bir ara öğün seçeneği olduğunu ve sigara kullananlarda hastalık riskini azaltabileceğini belirttiler.

Bir çalışmaya göre de kuru erik yemek sigara kullanımına bağlı oluşan amfizem gelişimini önlemeye yardımcı oluyor. Amfizem akciğerin esnekliğini kaybetmesine ve solunum yetmezliğine neden olmaktadır. Araştırmacılara göre sigara içmeden önce yenen kuru erik akciğer dokularında oluşan inflamasyon riskini azaltmaktadır. 

Magnezyumun Faydaları Nelerdir?

Magnezyumun faydaları nelerdir?


Magnezyum insan vücudu için gerekli minerallerden biridir ve vücutta 300’den fazla biyokimyasal reaksiyonun gerçekleşmesinde rol alır. Magnezyumun faydaları arasında detoksifikasyon, vücut ısısının düzenlenmesi, sinir uyarılarının iletimi, sağlıklı kemik ve dişlerin oluşumu ve enerji üretimi yer almaktadır. Beslenme uzmanları magnezyum da dahil olmak üzere günlük vitamin ve mineral alımının önemini belirtmektedir.

Kadınlar için yeterli magnezyum alımı pek çok sağlık sorununun giderilmesine ya da hafifletilmesine yardımcı olabilmektedir. Vücutta kalsiyum emilimini arttırarak kemik erimesi riskini azaltmanın yanı sıra menopoz ve adet öncesi sendromu belirtilerinin rahatlaması da sağlamaktadır. Ayrıca prematür doğum riskini de en aza indirmektedir.

Magnezyumun sağlığa yararları arasında uykusuzluk ve kabızlığın giderilmesi, kalp krizi ve yüksek tansiyon riskinin azaltılması ile böbrek ve safra taşı oluşumunun önlenmesi gösterilmektedir.


En iyi magnezyum kaynakları badem başta olmak üzere yağlı tohumlar, yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıllar ve balık sayılmaktadır. Badem, ıspanak ve kaju fıstığı en iyi magnezyum kaynaklarıdır.

Magnezyumun Faydaları


Kemik erimesi (osteoporoz):


Pek çok araştırma magnezyum ile birlikte alınan kalsiyumun kemik erimesinin önlenmesi ve kemik mineral yoğunluğunun arttırılmasında etkili olduğunu göstermektedir. Magnezyum eksikliği kalsiyum metabolizmasının ve kalsiyumu düzenleyen hormonların bozulmasına neden olarak osteoporoz oluşumuna neden olmaktadır. Önerilen miktarda magnezyum alımının kemik erimesini önlediği araştırmalarla kanıtlanmıştır.

Kalp hastalıkları:


Magnezyumun en önemli faydalarından bir diğeri kroner kalp hastalıkları riskini azaltmasıdır. Beslenme araştırmaları yeterli magnezyum alımının inme riskini azalttığını göstermiştir. Magnezyum eksikliği kalp ritminde bozulmalara neden olarak kalp krizi riskinin artmasına neden olmaktadır. Önerilen miktarlarda magnezyum alımı kadiyovasküler hastalıklardan korunmanıza yardımcı olur.

Yüksek tansiyon:


Magnezyum mineralinin kan basıncını düzenlemede kilit rol oynadığı bilinmektedir.  Magnezyum takviyelerinin yanı sıra sebze ve meyve ağırlıklı beslenerek kan basıncının düşürülmesinde etkili olan magnezyum ve potasyum alımının yeterli olmasını sağlayabilirsiniz.

Diyabet:


Araştırmalara göre magnezyum eksikliği tip 2 diyabet ve diyabetik retinopati gelişmesi riskini arttırmaktadır. Magnezyum karbonhidrat metabolizmasına yardımcı olarak ve insülin salınımında rol alarak kan glikoz düzeylerinin kontrolünde etkili olur. Bir çalışmaya göre beslenmede fazladan alınan her 100mg magnezyumun tip 2 diyabet riskini %15 azalttığı gösterilmiştir.

Migren, depresyon ve uykusuzluk:


Magnezyumun sayısız faydaları arasında migren ve uykusuzluk tedavisi ile depresyon belirtilerinin giderilmesi de bulunmaktadır.  Magnezyum ayrıca stres, panik atak ve anksiyete gibi psikiyatrik hastalıkların tedavisine de yardımcı olmaktadır. Magnezyum takviyelerinin bu gibi atakların şiddetini ve sıklığını azalttığı araştırmalarda belirlenmiştir.

Enerji:


Magnezyum vücudun enerji üretiminde kritik bir rol üstlenir. Vücutta magnezyum eksikliği enerji azlığına neden olarak yorgunluk, baş ağrısı, uykusuzluk,  kas ağrısı, kramp ve spazmlara neden olabilmektedir.  

UYARI

Faydalar.blogspot.com'da yer alan bilgiler bilimsel çalışmalar ve geleneksel tedavi yöntemlerinden derlenmekle birlikte herhangi bir hastalığı tanı, tedavi, bakım ve önlenme amacı taşımamaktadır. Buradaki bilgiler doktora danışılmadan kullanılmamalıdır. Okuduğunuz içerikler ile ilgili bilgi, deneyim ya da sorularınızı yazıların altnda bulunan yorum bölümüne yazarak katkıda bulunmanızdan mutluluk duyarız.